• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/groups/2433443823537106/?multi_permalinks=2451325328415622&notif_id=1574335095257990&notif_t=feedback_reaction_generic
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi69
Bugün Toplam92
Toplam Ziyaret100134
Takvim

 

                            

    • EKİN ZAMANI OKUL MÜZELERİ
    • Mimar Sinan İlkokulu

Hatay

 

El Sanatları

Sanat ve sanat ürünleri çağdan çağa ve toplamdan topluma çok farklı biçimlerde değerlendirilmiştir, ama buna karşın bütün insanlık tarihi boyunca  var olmuştur.
 
Camcılık
 
 

Dünya üzerinde, camın ilk elde edildiği yerleşim  bölgelerinden birisi, Antakya-Suriye – Filistin  civarıdır. Finike-Kilikya-Roma döneminde çok sayıda cam eser ve ziynet eşyası üretilmiştir. Antakya ve civarında bu yöreye özgü yeşil cam üfleme sanatı çok gelişmiş ve eski camlardan eritilip tekrar kazanım yönetimiyle üretim yapılmıştır. Antakya’da çok sayıda cam ustası vardır. Bazı ustalar birleşerek  atölye ve işletmeler açmışlardır.
 
 
İpekçilik-Dokuma
 

    
 
 
Geçmişte Samandağ ve Harbiye’ye bağlı köylerin çoğunda hemen hemen her evde üretilen ve beslenen ipek böcekçiliğinin bugün artık yok olmakta olduğunu görüyoruz. Hatay’da  ipek böceği kozası ile ipek üretimi tarihe karışırken baba mesleği diye devam etmeye çalışan bazı aileler tarafında yaşatılmaya çalışılmakta ve Türkiye’ye tanıtılmaktadır.İpek kumaşı çok sağlam ve dayanıklıdır. Ses ötesi concorde uçaklarının burnundaki kaplamada ve çelik yeleklerde kullanılmaktadır. Yakın döneme kadar yalnızca giyim sanayi de kullanılan ipek böylece silah sanayine de girmiş oldu. Dayanıklılığı 20 yıldır.Hatay’da dokumacılık ahşap tezgahlarda, çözgü ipleri uçlarına, tahta çubuklar ve çakıl taşları  bağlanıp gerilerek  yapılır. Bu tezgahlarda genellikle çarşaf, pike cibinlik dokunur.
 
 
 
Hasırcılık
 

Örmek, İp örmek  değil ama hasır örmek bambaşka bir şey… bir de buğday ve çavdar saplarıyla olursa.. yerli ve yabancı turistlerin en çok rağbet gösterdiği hasır örme ürünleri; çanta, tabak, cirem, pano, yarım tabak, ve kayıktır. Hatay’da da bu geleneği sürdüren en bilinen isim  Niyazi KÖLEOĞLU’dur.
 
 
 
Heykelcilik

 
Hatay’da heykelcilik sanatını sürdüren Şıh Ali ve çocukları genellikle siya taş üzerine Tanrı ve tanrıça heykelleri yapmaktadırlar. Kuşaklar değil uygarlıklar arasındaki köprülerden gezinen taş oyma ustalarının hiçbir eğitim almadan sadece gördüklerini ve hayal edebildiklerini taşları yontarak, taşlara hayat veren bu insanlar sanatlarını halen kendi çabalarıyla sürdürmektedirler.
 
 
 
Sikkecilik
     
        

Tarihte bir çok uygarlığa  ev sahipliği yapmış  Harbiye’nin zengin tarihsel birikimi  sikkelerini bugüne taşıyanlardan İbrahim ( Mehmetoğlu) Sünel’dir.Harbiye’nin tarihi de sanatçıyı bu işe itmiş. Çok zengin kültüre ev sahipliği yapmıştır. ( Daphne ) Harbiye, Yunan Roma Gerek Roma, Osmanlı  ve Anadolu’da yaşayan  bilinen tüm uygarlıkların  mertebe benzeterek turistlik hediyelik eşya üretiyor.Sikkeleri yapmak için  bronz, gümüş  ve altın kullanılıyor. El emeği ve göz nurunun somutlaşarak  bir eser olarak şekillenmesi sanatçıya mutluluk veriyor.
 
 
Defne Sabunu
                                                      
    

Ana maddesi bitkisel ve hayvansal yağların yağ asitlerinin alkalilerle reaksiyon sonucunda elde edilen genellikle temizleyici olarak kullanılan bir mamuldür.  Defne  ağacının  meyve  (Fructus Lauri) ve yapraklarında elde edilen defne yağı (Oleum Lauri)  sabun imalinde ve hekimlikte kullanılır. Meyvesi Fiorivente Alkolatının bileşimine girdiği için  mideydi terletici   ve idrar sökücü olarak, ayrıca romatizmal ve cilt hastalıklarının tedavisinde kullanılan defne yağı veyaprakları  son yıllarda dış ülkelere ihraç edilmektedir.           
Normal iklim koşullarında yıllık defne yağı rezervi Hatay Bölgesinde yapılan son araştırmalar göre 150-250 ton arasındadır. Defne yağını çıkaran herhangi bir sanayi kuruluşu yoktur.Bu yağ köylüler tarafından basit usuller ile  8-12 saat haşlanarak çıkarılır. Bu yağlarla ve katkı maddeleri ile sabun üretimi yapılamaktadır.
 
 
Ahşap Oymacılığı: 

Oyma ahşap malzeme üzerine yapılan bir çizimin özel kesici aletlerle istenmeyen yerlerinin yontulmasıyla elde edilmesi sanatıdır. Bin yıllık bir gelenektir. Hatay’da ahşap oymacılığı geleneğini sürdüren ve bu alanda en çok tanınan usta Ali ALTUN’ dur.


Yakma Resim: 

“Dağlama resim” olarak da bilinen yakma resim, aslında gölgelendirme tekniği olarak yapılan ve özellikle ahşap tahta vb. malzemeler üzerine kızgın metal kalemlerle ( değişik uçlara sahip havyalar) yakılıp işlenmesiyle gerçekleştirilen bir sanattır. . Hatay’da yakma resim alanında en bilinen ustalar Naim ve Zeynep GÜLBOL’ dur.

Gelenek ve Görenekler

ASKER UĞURLAMA 

Askere gidecek olan genç askere gitmeden önce akrabaları ve eşi dostu ziyaret ederek helallik ister. Ziyaret ettiği kişilerde ziyarete gelen gence bir miktar harçlık verir. Bazı yörelerde askere giden gence kına yakılır. Birçok yöremizde askere gidecek genç davul zurna eşliğinde, otogar, hava limanı veya tren garına kadar eşlik edilir. Askere gidecek olan gencin üstüne Türk bayrağı bağlanır. Araca binmeden önce büyüklerini elini öper. Arkadaşları da askere gidecek olan genci havaya atarak en büyük asker bizim asker sözleri ile uğurlarlar.

DOĞUM ADETLERİ

         Doğum Adetleri Antakya’da çok eskiden doğum olayına aile büyükleri ile yakın akraba büyükleri çağrılır. Burada amaç, doğum yapacak anne adayının cesaret ve kuvvetini arttırmak için dualar okuyarak destek vermektir. Şimdi doğumlar doğumevi ya da özel hastanelerde yapılıyor.  Eskiden doğum evde, köyde ebelik yapan kadınlara yaptırılırdı. Şimdi ise bu işi devletin atadığı ebeler yapıyor.  Doğan bebek erkek ise hemen babaya haber verilir ve kulaklar çekilirmiş. Evi de sokak kapısı üzerinde avluya taş atılırmış (Bu olaya ‘ev taşlama’ deniliyor). Taşlayanlara lokum ve şeker dağıtılırmış. Köy gençlerine bir toklu (koç) hediye edilir, gençler de bu koçu istedikleri yerde kesip kavurma yapıp yermiş. Doğumda hediye olayı yokmuş. Yalnız bebeğin dişi çıkınca hedik yapılıp evlere tabaklarla dağıtılır, tabağa para veya bir şeyler konup kutlanırmış. Şimdi isteyen mevlit okutuyor ve hemen hemen tüm akrabalar bebeğe takı veya başka türlü bir hediye alıyor. Antakya’da doğumun 7. günü kurban kesilir ve akraba, yakın dostlara yemek verilir. Mevlit okutulur. Gelenler takılarını ve hediyelerini bebeğin yatağına bırakır. Tebrik, belirlenen gün sayısınca (3-5 gün) kabul edilir. Mevlide gelmeyenler hediyelerini tebriğe geldikleri zaman getirir. Anneanne bebeğe gerekli olan bütün eşyayı hazırlar. Babaanne karyola ve yatağı istenilen bebek eşyasını hazırlar. Bunlar tebriğin kabul edildiği odada sergilenerek teşhir edilir. Anne 40 güne kadar “Kırklı” sayılır. Doğum yapan anne eskiden 40 gün boyunca evden çıkmazmış. Çünkü tebrik için belli bir gün sayısı yokmuş. Tebrikte eskiden olduğu gibi şimdi de “loğusa şerbeti” ikram ediliyordu (Şerbet, bazı baharatlar kaynatılıp fincana konduktan sonra dövülmüş ceviz koyarak hazırlanırdı). Yedinci, kırkıncı gün anne ve çocuğu içine defne yaprakları konarak güzel kokması sağlanır ve ılık su ile yıkanarak kırklanır. Kırklanan kadın artık normal yaşama dönüyor demektir. Anne ve bebeğinin “tetanoz” olmasına “al basması” denir. “Al” denilen imgesel bir varlığın hastanın ciğerlerini alıp götürdüğüne, bu yüzden o kişinin öldüğüne inanılır. “Al”ın aldığı ciğerleri geri getirerek hastayı iyileştirmesi için tütsü yapılır, dua edilir.  Doğum yapan anneyi ve bebeğini “al” almasın diye yastıkların altına bıçak, ustura ve makas konur. Çocuğun çıkardığı ilk dişi gören, çocuğa bir hediye alır. İlk kez diş çıkaran çocuk için “hedik” (kaynatılmış buğday, bulgur, mısır vb. şeyler) kaynatılır. Kaynatılan hedik komşu ve akrabalarla birlikte o gece yenir. Hedik, kaynatılmış buğday ve mısırdan oluşur ve üzerine susam serpilir. Çocuğu yaşamayan aileler yeni doğan çocuklarına Dursun, Durmuş, Yaşar, Yaşasın gibi adlar koyar. Oğlu olmayan aileler kızlarına Döne, Döndü gibi adlar koyar. Böylece erkek çocuğu olacağına inanılır. Erkek çocuk doğurmayan kadınlar haksız yere suçlanır. Kısırlığı gidermek için hocaya, yatırlara gidilir. Kocakarı ilaçlarına başvurulur. Muskalar yazılır. Kadınlar arasında buğuya, kızgın kiremite ve taşa oturma yaygındır. Kimi yerlerde de kireç vurulur. Çocuğun cinsiyetine ait boş inançlar yaygındır. Gebe kadının sağ yanı sol yanına göre ağırsa erkek; sol yanı ağır, karnı yayvan, yüz lekelenmiş, göğüs uçları kararmışsa kız olacağına inanılır. Ayrıca anne güzelleşmişse kız, çirkinleşmişse erkek olacağına inanılır. Karnın çatallaşması ise ikiz çocuğa yorumlanır. Ayrıca gebe kadının yedikleriyle doğacak çocuğun özellikleri arasında bağlantı kurulur. Gebe kadın tavuk eti yerse bebeğin göğsünün çıkıntılı olacağına, nar yerse dişlerinin nar tanelerine benzeyeceğine, şeftali yerse yanaklarının tüylü olacağına, yemlik yerse saçlarını uzun ve gür olacağına inanılırdı. Gebe kadın düşünde at, camız görmüşse çocuğun öleceğine inanılır. Bunun için hocalara “tebe kağıdı” adı verilen bir muska yazdırılır. Gebe kadın çirkine bakarsa çocuğu çirkin, güzele ve aya bakarsa çocuğun güzel ve sağlıklı olacağına inanılır. Küçük çocuklar hastalandığında kurşun dökülür. Hasta çocuğun başına kalbur geçirilir. Ateşte eritilen kurşun su dolu kaba akıtılarak aldığı biçim yorumlanır. Çocuğun saçlarını uzatıp yatırlara adak adama geleneğine de yaygındır. Doğum odasına kimse alınmaz. Özellikle düşük yapmış ve çocuğu olmayan kadınlar içeri alı Gebe kadın güzel bir çocuk görüp yutkunursa doğacak bebeğin o çocuğa benzeyeceğine inanılır. Gebe kadın çok yeşillik yerse doğacak bebeğin gözleri renkli olacağına inanılır. Siyah zeytin yerse çocuğun gözleri siyah renkli olacağına inanılır.

   EVLENME GELENEĞİ

 Evlenmelerde, toplumsal konum, geçim düzeyi ve etnik, mezhepsel ve dinsel farklılıklar belirleyici etkenler arasındadır. Antakya, İskenderun gibi merkezlerde bu anlayış büyük ölçüde değişmekle beraber, öbür ilçeler ve kırsal kesimde etkisini sürdürmektedir. Genelde “görücü usulü” yaygındır. Görücü gidilen kızın yanında, ailesinin de özellikleri soruşturulur. Olumlu sonuç alınırsa, babası, birkaç kişi ile kızı istemeye “Dünürlüğe” gider. Bu “Söz Kesimi” anlamındadır ve o sırada nişan-düğün tarihleri çeyiz, başlık gibi konular konuşulur ve bir karara bağlanır. Başlık, Antakya’da “Hak”, Reyhanlı’da “Kan Parası”, Samandağ’da “Besleme Hakkı” diye adlandırılır. Nişan hazırlığı Tatlıdan münasip bir süre sonra oğlan evi nişan gününü belirlemek üzere kız evine gider.

      Nişan günü iki tarafın da hazırlıklarını tamamlayacağı bir süre sonrasına ve genellikle cumartesi, pazar gününe denk getirilir. Nişandan on beş gün önce davetiyeler bastırılır. Nişana çağrılacakların listesi hazırlanır, davetiyeler yazılır. Dağıtılmaya başlanır. Oğlan tarafı, kızı şehre getirerek elbise, ayakkabı, çamaşır, nişan yüzüğü, kızın babasına gömlek, annesine elbise alınır. Oğlana da kız evi tarafından elbise, gömlek, ayakkabı ve çamaşır, oğlan babasına gömlek, annesine elbiselik, oğlana nişan yüzüğü alır. Oğlanın kız kardeşleri varsa bunlara da elbise alınır, erkek kardeşi varsa gömlek alınır. Bu hediyeler kız tarafınca nişan sonrası oğlan evine gidildiğinde götürülür. Nişan on yıl öncesine kadar kız evinde yapılırken, şimdi oğlan tarafının belirlediği yerde, salon veya okul bahçesinde yapılıyor. Kadın-erkek eğlenilir. Kimi yerlerde ise mevlit okutulur.

        Düğün günleri ekseriyetle mahsül (ürün) sonuna denk getirilir. Bu da tarlası, bağ bahçesi olanları için geçerlidir. Mesela “düğünümüzü pamuktan ya da buğdaydan sonra yapacağız” vb. gibi konuşmalar bu yörede oldukça yaygındır. Kentlerde nikah çağrısı, kasabalarda ise “Okuntu” gönderilir. İskenderun’da “Maşta” denen kadın, kapı kapı gezerek düğüne davet eder. Düğünden bir gece önce kına gecesi yapılır. Aynı gün gündüz gelin hamamı yapılır. Düğün günü kız evinde yüksek bir ağaca bayrak çekilir. Kına gecesi, kız evine getirilen çeyiz, kız evininkiyle birlikte oğlan evine gönderilir. Gelin odasında sergilenir. Ertesi gün düğün alayı gelini almaya gelir. İkindiye doğru, gelin arabaya bindirilir. Anası ve kız kardeşi de yanında oturur. Alay, gelin arabasının arkasından gelir. Gelinin yeni gireceği evin kapısına “eve bağlı olsun diye bir topak hamur” yapıştırılır. Düğünü iki bayram arasına getirmemeye oldukça dikkat ederler. Bu da yöre insanımızın inanışından kaynaklanıyor.

 ÖLÜM GELENEĞİ

     Ölüm olayı olduğu zaman önce camilerle sela verilir. Selada ölenin kimliği, gömüleceği yer bildirilir. Cenaze dini törenle defnedilmek üzere hazırlanır. Ölen şahıs erkek ise imam yıkar, bayan ise cenazeyi yıkamayı bilen bir bayan yıkar. Sonra kefenlenir, tabuta konur. Erkekler gelip cenazeyi camiye götürürler. Camide cenaze namazı kılınır. Namazdan sonra mezarlığa götürülür. Mezarlıkta cenazenin yakınları cenazeyi toprağa verir. Hocanın dini telkinlerinden sonra ailede en yaşlılar başta olmak üzere taziye kabul etmek için sıraya girerler. Herkes gittikten sonra aile büyükleri birbirlerine taziye dilerler. Mezarlıktan sonra eve gidilir. Eve gittikten sonra yedi gün yas tutulur. Yedi gün evde yemek pişmez. Akrabalar ve komşular yemek yapıp cenaze evine getirirler. Üçüncü gün mevlüt okunur, gelen misafirlere helva dağıtılır. Yedinci gün cenaze sahipleri kurban kesip yemek yaparlar. Akrabalar, tanıdıklar çağrılır, mevlüt okunur. Yedi güne kadar erkekler banyo yapmaz, sakal kesmezler. Mevlütten sonra sakal kesip, banyo yaparlar. Yedi gün boyunca sabah güneş doğmadan mezara gidilir. Yedinci günden sonra cenaze evinde yas kalkar. Cenaze sahiplerinin yaşamları normale döner. Cenazenin toprağa verilişinin kırkıncı günü ve elli ikinci günü mevlüt okunur. Elli ikinci günde okunan mevlütün amacı cenazenin etinin kemiğinden ayrıldığı gece olduğu içindir. Et kemikten ayrılırken onun acı çekmemesi için mevlüt okunur. Bayramlarda mezarlar ziyaret edilir. Kurban Bayramında ailenin durumu iyi ise bayramdan bir gün önce arefe günü kurban kesilir. Buna arefelik denir ve yedi yıl yedi kurban kesilir.

SÜNNET DÜĞÜNÜ İLE İLGİLİ ADETLER

 Sünnet olacak çocuğa ailenin sosyal yapısına göre bir kirve bulunarak başlanır. Kirvenin aile içindeki konumu çok önemlidir. Kirve artık aileden biridir. Sünnet tarihi belirlenmeden önce sünnetin düğünle mi, yoksa mevlüt okunarak mı, yoksa sade bir törenle mi yapılacağı kararlaştırılır. Ona göre dosta, akrabaya haber verilir. Davetiye (okuntu) gönderilir. Bu davetiye türü, ailenin gelir düzeyine uygun olur. Kimi aileler mendil, kumaş, gömlek, çorap dağıtır. Kimi aileler ise matbaada bastırılan davetiye gönderirler. Çocuğun sünnet elbisesini kirve alır. Diğer tören masraflarının bir bölümünü de karşılar. Sünnet olacak çocuğa törenden bir gün önce sünnet elbisesi giydirilir, çevrede gezilecek yerlere götürülerek gezdirilir. Sünnet olmadan önce düğünlerdeki gibi kına gecesi yapılır. Sünnet günü evde çok çeşitli yöresel yemekler yapılır. Bunlardan en önemlisi “Dövme”dir. Dövme değirmende özel çekilmiş buğday ve et ile yapılan bir yemektir. Sünneti yapan kişiler Kırıkhan, Antakya, Reyhanlı yörelerinde oturan belirli kişilerdir. Sünnetçilik bu kişilerin baba mesleğidir. Sünnet düğününde davullar çalınır, halaylar çekilir. Mevlit ile yapılan sünnette mevlit okunur ve sonra sünnet töreni icra edilir. Kirve çocuğu kucağına alır sünnet yaptırır. Çocuğu yatağa yatırır. Davetliler hediyelerini çocuğa verir. Kirve aileden biridir. Onun kızı alınmaz, onun oğluna kız verilmez. Çünkü artık bir amca, kardeş, dayı gibidir. Kirvelik Kırıkhan’da çok yaygındır.